RUHUN YAŞLANMASIN20 Temmuz 2019, Cumartesi

Sabır, nezaket, sevgi, iyi niyet, neşe, akıl, mutluluk asla yaşlanmayacak değerlerdir. Kulak duymaz, gözler görmez olup, organlar yaşlanıyor. Adım adım sona yaklaşıyorsun.40 yaşından sonra her yıli150 gram kas kaybediyorsun. Vücut yağlanıyor. Bu , motor güç metabolizmanın yavaşlaması anlamına geliyor. Zamanla saç, cilt, eklem, kaslar kadar beyinde buruşup yaşlanıyor. Tıpkı deri gibi beynin kabuğu da inceliyor. Unutkanlık başlıyor..

Peygamber efendimiz kıyamet kopuyor olsa dahi, elindeki fideyi dik buyurmuş.

Nasrettin Hoca’ya ‘’ilahi hoca! Meyvesinden yemeye ömrünün yetmeyeceği ağacı neden dikiyorsun ki?’’ demişler.’’ Başkalarının diktiği ağaçlardan bolca yediğimi hatırlatırım’’ cevabını vermiş.

Ecel  elbette gizli. Elbet gaybı ancak Allah bilir. Nasıl yaşarsan, öyle öleceksin. Nasıl öldüysen, öyle dirileceksin. Başka bir hayat umup, hayatını ıskalama. Şu an yaşadığın harikulade hayatı gözden kaçırma. Gitme zamanı geldiğinde, gece yatağa girip uykuya dalabilir, huzur içinde bu gezegenden ayrılabilirsin. Ölümcül bir hastalığa yakalanmaya gerek yok. Makinelere bağlanmak şart değil.

Senin içindeki yaşlanma noktası nerede? Yaşlılık ,yılların uçup gitmesi değildir. Bilgeliğin şafak söküşüdür. Yaşlılık, Erciyes’in zirvesine çıkmak gibidir. Asıl yaşlılık ruh yaşlılığıdır.Su; geminin içinde olursa batmasına, altında olursa yüzmesine yarar!Dünü ve yarını düşünme!Ne yapacaksan şu an yapmaya çalış. Şu an ne yapacağını fark etmek acılara seyirci kalmamaktır.İnsanın sayılacak başka şeyi yoksa ,yaş sayılır.Düşündüğün yaştasın.Hayata karşı alakan kesilirse,hayal kurmayı bırakmışsan,yaşlanmaya başlanmışsındır.

BAKIŞ AÇISI

Hayatı zarar,kar,kontrol,uygun değer,avantaj noktasından bakarak yaşandığında,hayatın gerçek faydalarından vazgeçmek yanılgısı ile karşılaşırız.

‘‘Okyanusun dibinde yatan istiridye, su kendisinin üzerinden akıp geçsin diye kabuğunu açmış. Su içinden geçerken, solungaçlarını yiyecek toplayıp midesine gönderiyormuş. Aniden yakınındaki bir balık, bir kuyruk darbesi ile kum ve çamur fırtınası oluşturmuş. İstiridyede kumdan nefret edermiş; zira kum öylesine pürüzlüymüş ki kabuğunun içine kaçırsa son derece rahatsız olurmuş. İstiridye hemen kabuğunu kapatmış ama geç kalmış. Sert ve pürüzlü bir kum taneciği içeri girip, iç derisi ile kabuğun arasına yerleşmiş.

Kum tanesi çok rahatsız ediyormuş. Kabuğunun içini kaplaması için kendine verilmiş olan salgı hücresini hemen çalıştırıp, minik kum tanesinin üstünü kaplamaya başlamış. Ta ki parlak güzel bir örtü oluşana kadar. Yıllarca kum tanesinin üstüne katlar eklemeye devam etmiş ve sonunda müthiş o güzel değerli inci oluşmuş.

Karşı karşıya olduğumuz problemler bu kum taneciğine benzer. Rahatsız ederler. Azim cesaretle sorun ve zayıflıklarımızın üstesinden geliriz. Daha alçak gönüllü, isteklerimizde ısrarlı, çevremizdekilere daha yakın, problemlere karşı daha dayanıklı hale geliriz. Gizli gücümüzle, yaşamımızdaki kum taneciklerini, incilere dönüştürürüz.

Bakış açımız ile, kabuklarımız arasına sızan olumsuz hadiselere, kötü insanlara, olaylara, hatıra ve tecrübelere karşı koyabiliriz.

İnsanlara zarar veren olayların kendisinden çok,çoğu zaman olaylara getirdiğimiz bakış açımız.

‘’hiçbir şey ..’’diyor Shakespeare. ‘’İyi yada kötü değil,sadece kendi düşüncelerimiz var.’’

Saygılar