ZORUNLU EĞİTİMİN PROBLEMLERİ23 Temmuz 2019, Salı

Geçen günlerde Türkiye usta bir yazarını, aydınını kaybetti. Allah Mehmet Şevket EYGİ’nin mekanını cennet eylesin. Rahmetli olması vesilesiyle milli eğitim bakanına yazdığı mektup da rağbet görüverdi. Bu vesileyle ben de bir kez daha okuyuverdim. Eygi’nin yaptığı tespitler çok yerinde. Zira zorunlu eğitim on iki yıla çıkartılarak lise eğitimide zorunlu eğitim kapsamına alınmıştı. Bu durum devlet yöneticileri tarafından fırsat eşitliği olarak görülüyor ve gerek eğitim gerek sosyal hayatta birçok sorunun çözümü olacağı öngörülüyordu. Ancak bu durum eğitimin içinde bulunmayanların farkedemeyecekleri birçok sorunu da beraberinde getirdi. Bu sorunlar tabiki tek taraflı değil öğrenciler için oluşan sakıncalarının yanında eğitimciler, veliler ve toplum açısından oluşan sorunlar mevcut. Biz öğrencileri zorla lise mezunu yapmaya çalışırken aslında onları kaybediyoruz.

Eylül 2014’de atandığım ilin küçük bir ilçesinde öğretmenlik görevimi yapmakta iken karşılaştığım bir vakıayı sizinle paylaşmak istiyorum. Branşım icabı imam hatip lisesinde görev yapmaktayım o dönem 9d sınıfının arapça  dersine girmekteydim. Sınıfımda Mustafa isimli bayağı haşarı bir öğrencim vardı. Ben sınıfta öğrencilerime ve tabi ki mustafa’ya bir şeyler öğretmek namına gayret sarfederken Mustafa ise kendisi dinlemediği gibi derside sabote ederek arkadaşlarının da öğrenmesine mani olmaktaydı. Bu şekilde günler haftaları, haftalar ayları kovaladı ve bir gün artık sabrım taştı. Çok öfkelenmiştim ‘’neden dinlemiyorsun?’’ diyerek Mustafa’ya çıkıştım. Mustafa ise bana değil de adeta Milli Eğitim Bakanlığına cevap verdi. Verdiği cevap hem orjinal hem ders niteliğindeydi. ‘’Hocam benim babam sanayide oto ustası ve ben okul olmadığı zamanlarda babamın yanında çalışıyorum ve bu işi çok severek yapıyorum. Bu işte maharetli olduğumun farkındayım. Güzel para kazanıyorum ve büyüyünce de bu işi yapmak istiyorum. Benim aklımın hiçbir yerinde okumakla ilgili bir şey yok. Devlet bizi buraya gelmeye mecbur ettiği için geliyorum ve iki sene üst üste kalıp okulu bırakacağım. Siz ise bana arapça öğretmek için beni zorluyorsunuz, kürtçe ile türkçe bana yetiyor...’’ Ben kendini ifade etmekten aciz diye nitelediğim Mustafa’nın bu kadar güzel, seri cümlelerle kendini izah edebilmesinin şaşkınlığını üzerimden atabildiğimde aslında mantıklı düşündüğünü de fark ettim.

Lise seviyesindeki dersler kısmen ihtisas dersleri gibi o alana ilgi duyan o alanla ilgili üniversite okumayı planlayan, iş hayatı planlayan öğrencilere verilmelidir. Nitekim Mustafa türkçe konuşuyor, okuyor, anlıyor ve kendince bu kadarı ona yeterli oluyor. Milli eğitim bakanlığı bu öğrenciyi kazanayım derken sınıfındaki bir çok öğrenciyi kaybediyor, İyi bir ustanın gelişimini ve iş hayatını sekteye uğratıyor ve bir eğitimcinin de iş kalitesini düşürmüş oluyor. Tabii ki bu sadece bir örnek, bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bütün çocuklara kendi ilgi alanını seçme hakkı verilmeli ve gerektiğinde fark dersler verilerek başka alana geçmesi sağlanmalı ve en önemlisi okula devam etme zorunluluğu getirilmemeli. Gençlere hayatını şekillendirme fırsatı verilmeli ve bu süreçte ona rehberlik edilmeli.