MASAL DİNLEMEYE DEVAM! yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız : Kimden : Kime :
Mesajınız :

MASAL DİNLEMEYE DEVAM!25 Ekim 2021, Pazartesi

Ülkemizin yoğun gündeminde kendisine yer bulamayan o kadar çok konu  var ki  hangisinden başlasam bilemedim.

İnsan merak ediyor doğrusu acaba kaç ülkede halkın gerçekleriyle siyasetin gündemi birbirinden bu kadar kopuk olur!

Çarşı pazar ateş pahası, mutfakta yangın var, işsizlik diz boyu, ama ülke şahlanışa geçmiş!

Pahalılık sınır tanımıyor, çarşı yangın yeri, işsizlik halkın çilesi, eğitim çıkmazda, salgın hastalık önlenemiyor. Ama ülke büyümüş!

Yağmur misali yağan zamlar, yepyeni vergiler.

 Dolar aldı başını gidiyor

  Dolarla maaş almıyoruz ama

Yaşamımız iyice ağırlaşıyor.

 Milletçe yoksullaşmaya doğru doludizgin giderken, millet harcama kalemlerini keserken, kemer sıkmaya devam edeceğiz.

Özel sektör küçülüp, arkasız ve dayısızlar iş bulamazken, pembe tablo ne kadar iç acıcı, ne kadar inandırıcı olur ki?

Kayırma, kollama, kılıf bulma konusunda sıkı ve titiz takip, keskin dikkat gösterenler, işe uygun isim ve bahane bulma da asla zorluk çekmeyenler arttıkça umutların azaldığı ortada…

İŞKUR verilerine göre 7 milyon genç ne çalışıyor, ne de okuyorken, 100 üniversite mezununun 26’sı işsizken, gençler çözümü dışarıda arıyorken, 11 kişi alınacak bir kadroya 3 bin 500 kişi başvuruyorken pembe tablo çizmek kolay olsa da kaç kişi buna inanıyor?

Bu tablo toplumda insanlığın, iyiliğin, aklın, dayanışmanın büyük ölçüde çöktüğünün göstergesi olduğu kadar ülkenin çok net ve acı bir fotoğrafıdır.

Ekonomide sürekli pembe  makyajı bol  Bir  tablo çiziliyor. Bu tabloya  da milletin inanması isteniyor.

Üretim artmıyor, azalıyor. İthalat habire artıyor. Azalan üretim işsizliği körüklüyor. Ekonomi düzeliyorsa işsizin iş bulması lazım. Böyle bir şey yok.

Adına ne derseniz deyin! Bu çok acı bir Türkiye fotoğrafıdır ve çok önemsenmesi, acil eylem planlarıyla ciddiye alınması gerekir.

Her yer beton, her yer bina, her yer AVM iken, artçı ve öncü depremler sık sık gelip bizi yoklarken, insanlar için korku temelli kaygılar gelip çatmışken, üzerine beton yığarak bozduğumuz toprak- hava- su dengesi içinde soluk alamazken başka ne yazılır ki demek istedim…

Sert ve öfkeli esen rüzgârların içimizi nasıl kararttığını unutturmamak için, ekranlardan meydanlara yansıtılan dozu yüksek ve ayrıştırıcı sözlerin hayatımızı nasıl şekillendirdiğine, gözümüzü dört değil, sekiz açarak bakmamız gerektiğine inanıyorum.

Hayatın kısa, yokuşların dik, koşulların ağır, duvarların yüksek, kulakların sağır olduğu bir ülkede umut giderek azalıyor deyip nokta koymak istedi ama Türkiye  uçuyor masalını dinlemeye devam edeceğiz.