Taşın altına kafa-kol
50 Bin nüfuslu bir ilçe olan İngiltere'nin mütevazi ve küçük ekibi Middlesbrough bile 25 bin kişiye maçlarını oynuyor. İngiltere gibi oldukça zor haftada en az 2 maç yapan bir ligde oynayan bu takım gibi çok benzerler var. Taraftarlar, kendi aralarında yaptıkları kampanyalar ve bilet alıp tribünleri tıklım tıklım yaparak takımlarını her ne olursa olsun destekliyor. Yönetimle iç içeler. Her şey şeffaf. Basın, taraftar ve yönetim üçgeni, dayanışması sayesinde küçücük bir takım birden dev bir kimliğe bürünüyor. Böylelikle oldukça zorlu İngiltere Liglerine tutunabiliyor. Diğer yandan Newcastle United yönetimi kombineleri açıkladıktan 1 saat sonra kombineler tükeniyor. Bunun yanında Türkiye'den örnek verecek olursak, Bursaspor var. Taraftarların inanılmaz büyük desteği sayesinde, üretmiş odlukları projelerle yok olan takımlarını bir anda Anka kuşu gibi küllerinden uyandırdılar. Şuanda bilindiği üzere Süper Lig'de zirveyi zorluyor. Fakat Sakaryaspor'a gelirsek sadece Tatangalar var. Bunlar yalnız kalıyor. Bu takım sadece Tatangaların değil tüm şehrin. "Nasılsa yöneticiler, nasılsa Tatangalar var, birileri mutlaka yapar" diyip maça gelmeden, bilet alıp destek vermeyip sonrada kahve köşelerinde birilerini yerle bir edip vurmak sizce ne kadar yakışı kalır. Önce sen maça gelip destek olacaksın ki eleştirebilirsin. "Armut piş azıma düş" yok. Her şeyi de devletten beklemeyip çuvaldızı önce kendimize iğneyi de sorumlu kişilere batırma düşüncesiyle hareket edersek efsanenin dönüşünü sağlayabiliriz. Taşın altına hepimiz el değil kafamızı, kol, bacağımız tüm ruh ve bedenimizle sokmalıyız. Bu şehirde yaşıyor ve nefes alıyorsan, sen olsan bile…
Sorunumuz sadece Sakaryasporluluk
Sakarya'da ekmek yiyip, dışarıda harcamak yerine iş adamlarının, sivil toplum örgütlerinin, siyasilerin bu şehre borcudur. Yerel yöneticilerin birinci sorunu olmalıdır. Cami olarak şehir olarak asıl sorunumuz Sakaryasporluluk. Neden mi? İsim vermeden küçük bir örnek vermek gerekirse "Sakaryaspor yöneticisi olan birinin telefonun melodisinde halen İstanbul takımının marşı çalıyorsa" demek ki biz halen Sakaryasporlu olamamışız demektir. Yönetici olarak da kendimizi tam anlamıyla Sakaryasporlu hissedemiyor ve o şekilde yaşayamıyorsak, bunları başkalarına anlatmak mümkün olmaz. Bir hocanın çıkıp içki içipte "içki haramdır, yapmayın" şeklinde fetva vermesi gibidir. Sizce ne kadar etki eder. İşte öncelikle bi kendimizi, yaşam biçimimizi, sorumluluklarımıza göre ayarladığımız da bu sorunun kalmayacağını hep birlikte söyleyebiliriz. Önce biz Sakaryasporlu olacağız ki başkalarına bu aşkı, sevdayı aşılayalım. Renk, dil, din, siyasi görüş ayrımı yapmaksızın sadece Sakaryaspor'a odaklanırsak, şehir olarak sınıf atlayıp laik olduğumuz yere hep birlikte gelebiliriz. Aksi takdirde daha kötü günlere merhaba diyebilir, bu utançla hep birlikte yaşamak zorunda kalırız.
Açıklayın da rahatlayalım
Sakarya şehri olarak sınıfta kalan bir toplumun yeniden Anka Kuşu misali küllerinden uyanması yolunda atılan adımlar ve çalışmalar takdir edilecek nitelikte. Ancak bir çok hata da yapılmıştır. Özellikle transfer konusunda tecrübesizliklerin ve kendilerinden ödün vermeyip, "biz biliyoruz" demeleri yanlıştı. Kişilerin, divan yönetiminin ve kamuoyunun bilgilerine düşüncelerine saygı gösterip sezon başında mevcut kadroyu korumaları yönünde telkinlere kulak asmayıp yapılan hatayı da görmezlikten gelemeyiz. Bunları bir kenara bıraktığımızda yöneticilerin zorluklar içinde mücadele verdikleri de aşikar ortada. Bu iş gönül işi, o-bu-şu yönetici demden sadece Sakaryaspor için koltuk sevdalarını bırakıp birlik içinde hareket etmeliyiz. Eski yöneticiler başkanların mevcut yönetimi desteklemeleri gerekiyor. Aksine her gelen yönetici "birileri bizim işimizi bozuyor. Bunlar Sakaryaspor yöneticileri, yada siyasi güçler" şeklinde sürekli her gelen yönetim tarafından yapılan bu açıklamalara bir son verilip bu kişilerin kim olduğu açıklamalılar. Farazi konuşmadan, kişileri zan altına bırakmadan açıklayın ki bu hainleri biz çarmığa gerelim. Deşifre edinki Sakarya halkı bu utanmazları, düşmanların cezasını versin, dışlasın…
Büyük bir eksikti…
Kurumsallaşma yolunda ilerleyen Sakaryaspor yönetiminin çıkartmış olduğu derginin geç kalınmış bir şey olduğunu söyleyebilirim. Olması gerekeni mevcut yönetim zorluklara rağmen yapmıştır. Bu açığı kapatmıştır. Sakaryaspor camiasına bu derginin fayda sağlayacağı görüşündeyim. Camiaya hayırlı olsun.
Bu güne kadar Sakaryaspor için bir çivi bile çakılmamış olması mahcubiyetimizi dahada katmerleştirmektedir.Kaldıki TFF 2.lige düşmemiz, bu mahcubiyetin bir göstergesidir.Bu gün sakaryasporun bir dergisi ve storesinin olması ve düzenlenen birlik-beraberlik gecesinin tertipedilmesi;kendine güvenen ve özgüven tazelemiş bir sakaryasporun,aynı zamanda kurumsal anlayışlarında ilerlemeler katetmesi anlamına gelecektir.Dahaçok kurumsal düzen ve yapılanma ve Tek Ses anlayışı ile;zaten Futbolcu fabrikası konumundaki ilimizin, ayrıca üniversite altyapısı ile şekillenmiş sporcu ve teknik adam yetiştirme yeteneğimiz ile birlikte artan katmadeğerini,bu hakedilmiş payesinin perçinlemesi adınada epey bir mesafe kat etmiş olacağının göstergeleri olacaktır.
Sayın Fatih Sayılgan;
Çok önemli bir konuya değinmişsiniz, Teşekkür ederiz.SAKARYASPOR'luluk anlayışı gerçekten önemli. Kalkınmamızın belkide mihenk taşıdır,inanıyorum.Acizane ben deniz,askerde memlekitim için yazdığım şiirler,dönüşte öptüğüm toprağı,bursa,istanbul gibi illerde iş garantime rağmen gerekirse asgari ücretle çalışıp,SAKARYAM'ı terketmem anlayışım,hiç değilse kendi sahamızdaki tüm SAKARYASPOR maçlarına gidişim ve tüm alışverişlerimi SAKARYA da yapmam büyük bir zevk ve yaşam biçimimdir. Acizane anlayışımdan çok daha etkin üst bilinç düzeylerinin artması ve güzel SAKARYA'mızın işdünyası, siyaset ve sporda atılım yapması dileğimle.