‘Yetim hakkı yiyenleri
açığa çıkartacağım'
Sakarya Erkek Yetiştirme Yurdu Müdürü Vahip Er: "Dirhem bile olsa yetim hakkı yiyenleri tek tek açığa çıkaracağıma söz veriyorum." dedi.
Bugün, Sakarya Erkek Yetiştirme Yurdu Müdürü Vahip Er'in görevden alınmasını, bu süreç içerisinde yaşananları, verdiği hukuk mücadelesini ve bunun sonucu olarak da tekrar görevine başlayacak olmasını okuyacaksınız.
Er, sosyal hizmetlerde yaşanan ve zaman zaman gündeme gelen diğer olumsuz olayları da değerlendirdi. İşte, Sosyal hizmetlerde yaşanan bildiğimiz ve bilmediğimiz olaylar Er'in iddiasıyla bu röportajda.
VAHİP ER KİMDİR?
1955 Sivas Divriği'de doğan Vahip Er, ilköğretimini Divriği'de, lise ve yüksek öğrenimini Ankara'da tamamladı. 1973 yılında Ankara Emekli Sandığı'nda göreve başlayan Er, 1992 yılında Kırşehir Yetiştirme Yurdu Müdür Yardımcısı olarak görev aldı. İdareci olarak birçok ilde görev yapan Er, son olarak 2003 yılında Sakarya Erkek Yetiştirme Müdürü oldu.
Önce kısaca sizi biraz tanıyalım…
1955 Sivas Divriği doğumluyum. İlköğretimi Divriği'de lise ve yüksek öğrenimimi Ankara'da yaptım. 1973 yılında Ankara Emekli Sandığı'nda göreve başladım. Daha sonra Kırşehir Yetiştirme Yurdu Müdür Yardımcısı olarak 1992 yılında Sosyal Hizmetlerde göreve başladım. İdareci olarak birçok ilde görev yaptım. En son 2003 yılında Sakarya Erkek Yetiştirme Yurdu'nda göreve başladım.
Süreç nasıl başladı?
Görevde devam ederken kuruluşta var olanlarla ilgili birçok işlemler yapılması gerekli. Bir gün kuruluşta denetleme yaparken bazı malzemeler gördüm. Bu malzemelerin büyük bir çoğunluğunun demirbaş ve ambar malzemesi olduğunu tespit ettim. Malzeme yerlerinin o odalar olmadığını, ambarda bulunması gerektiğini düşündüğüm için tespit yaptık. Tespitte bunun AG 17 adlı bir yardım kuruluşu tarafından kuruluşumuza bağışlandığına öğrendik. Tabi bağış listesine aldık. Burada kısım malzemelerin eksikliğini tespit ettik.
Bu malzeme 23 Nisan 2003 yılında yapılan bir bağış. Ben ise göreve bu malzemenin bağışlandığı tarihten 6 ay sonra geldim. Eksik malzemeyi tespit edince bu malzemenin akıbetini araştırdık, eski yönetici arkadaşlarla ve diğer personelle görüştük. Malzemenin yok olduğuna karar getirdikten sonra 11 Nisan 2003 günü malzemeleri kayda aldık ve diğer malzemelerin akıbetinin araştırılması ile ilgili genel müdürlüğümüze yazı yazdık. O işlemler yapılırken tabi müfettiş geldi.
23 Nisan 2003'te bağışlanan bu malzemeyi 6 ay sonra 9'ncu ayda göreve başlamama rağmen neden kayıt altına almadığımdan dolayı hakkımda uyarma cezası verildi. Ben bunun mesnetsiz ve kasıtlı olduğunu düşünüyorum. Bunu müfettişle konuştuğumda, müfettiş aynen ‘Vallahi müdür bey, benden istenen bu. Ben bunu yapacağım. Mahkemede aklanırsınız' demişti. Ona, ‘sen hiç vicdan taşımıyor musun bu doğru değil' dememe rağmen bu cezayı onaylamıştı genel müdürlüğümüz. Danıştay'da bu cezanın da iptali yapılmıştır. Ayrıca bununla birlikte izinsiz il dışına çıktığım, resmi tatil gününde görevde olmadığım gibi gerçekten devlet memuriyeti adabında suç olmayan durumdan dolayı rapor tutuldu.
Bunların sonucunda bir görevden alınma olayı yaşandı…
Evet, bu raporlarla görevden alındım. Hakkari Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne ayniyat saymanı olarak gönderildim. Tabi hakkımı aradım, dava açtım. Davada Van İdare Mahkemesi benim talebimi reddetti. Ama haklı olduğuma inandığım için davayı Danıştay'a taşıdım. Belgelendirdik. Müfettişin tutuğu raporların sadece kendi düşüncesine dayandığını, kanıt, belge ortaya sunamadığını, keyfi olarak görevden alındığımı ispatlayan ve göreve iade eden mahkeme kararı var.
Peki sizce bunlar neden yaşandı?
Bunu il müdürlüğüne ve Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü'ne sormak gerekiyor. Biliyorsunuz, ülkemiz bu işin yabancısı değil. 2002 yılından bu tarafa yeni bir kadrolaşma gündemde. Herkes kendi yandaşını buralara getiriyor. Yani liyakate bakılmıyor. Bu işi yapabilirliğe bakılmadan sadece benim adamım anlayışıyla kuruluşlar insanlara teslim edilirse böyle olur. Sakarya'nın yerel medyasının üzerinde durduğu yüzlerce haberler yaşıyor. Çocuk Yuvası'nın müdürü, Sevgi Evleri'nin müdürü bir arkadaşımız, diğer yetiştirme yurtlarının müdürleri bu gerekçelerle görevden alındılar. Hepsinin mahkeme kararları var. O döneme kadar bizim sosyal hizmet kuruluşları skandal haberlerle boğuşmuyordu.
Peki sosyal hizmetlerde yaşanan başka olaylar var mı?
Yabancısı değilsiniz, Sakarya yerel basınına da yansıyan birçok uygunsuz, kanunsuz ve ihmalden dolayı sosyal hizmetlere emanet edilen çocuklarımız gerçekten zor durumdadır. Bunlardan bir tanesi biliyorsunuz, gündemimizi çok ilgilendiren ve etkileyen bir durumdu. Kız Yetiştirme Yurdu'nda meydana gelen ihmalden dolayı yangın sonucu iki tane kız çocuğumuz ölmüştü.
Kız çocuklarımızın ölümüyle ilgili basına da yansıyan ilginç haberleri vardı. Çocuklarımız önce sigara kullanmadıklarını söylerken, idare yangının çocukların sigara içerken meydana geldiğini söylüyordu. Ayrıca tahliye edilememelerinin sebebinin yangın merdivenlerinin kilitli olmasına bağlamışlardı. Bunların hepsi gerçekten büyük ihmallerdir. Bize emanet edilen iki tane yavrumuz beceriksiz birkaç yöneticinin yüzünden hayatlarından oldular ve diğer çocuklarımızın da can güvenlikleri bu yöneticilerin elinde gerçekten garanti değil. Bence bunlardan kurtulmak gerekiyor.
Ben genel müdürlüğe şunu söylüyorum; hiçbir maddi kanıtta bulgu olmadan görevini gerçekten layıkıyla yapan, canını dişine takan bir yöneticiyi alıyorsunuz, Hakkari'ye gönderiyorsunuz. Gene sizin gönderdiğiniz müfettişler tarafından ciddi bulgular bulunup cezalar alan hatta çok iyi haller düşünülerek hafifletilmiş cezalara rağmen bu insanlar hala yönetici olarak o kuruluşların başında duruyorlar.
Söyledikleriniz çok ciddi şeyler, sorumlu olanlar hakkında gerekli işlemlerin yapılması gerekiyor; ama siz hiçbirinin ceza almadığını yada alması gerektiği cezayı almadığını ve hala göreve devam ettiklerini söylüyorsunuz…
Ceza aldıklarını, ancak ceza alırken de korunduklarını düşünüyorum. Ceza aldıklarını, ancak idareci yapamaz durumdayken hala görev yaptıklarını söylüyorum. Düşünün biraz önce ben kendimle ilgili iki tane uygulama söyledim. Bu iki uygulamayı da Danıştay'dan iptal ettirmeme rağmen göreve döndürmemek için en son hadlerini kullanıyorlar. Kendi atadığı ve bu kadar skandal olaylara ve haberlere sebep olan bu yöneticilerle ilgili hiçbir adım atmamaktadır. Teftiş raporlarıyla tespitli olmasına rağmen…
Sosyal hizmetlerde çocuklarımız gerçekten emin ellere teslim değil. Bu yöneticilerden hemen kurtulması gerekiyor. Bu çocukları ülkemizin geleceği. Birkaç yıl sonra bizler olmayacağız, onlar bu ülkeyi temsil edecekler. Eğer biz Türk örf ve adetlerine göre birer iyi Cumhuriyet vatandaşları yetiştiremezsek, koruyamazsak, sevgi veremezsek onlardan gerekli vatandaşlığı bekleyemeyiz. O zaman da ülkemiz gerçekten ciddi sorunlarla boğuşur. Ben görevden alındıktan sonra yerime getirilen idarecilerden bir tanesi bir gazetenin haberine göre müfettişlikte olmuş, ceza almış. Yurt çocuklarını örgütleyerek personele karşı kullanmak çok ağır bir suçtur. Çünkü sizin o çocuklardan sağlıklı birer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaratmanız gerekir.
Yetkilerimizi kötüye kullanarak, o çocukları bir başkasına hatta bir personele karşı kışkırtmanız çok ağır bir suçtur. Bunu işleyen yurt müdürü o dönemdeki anlaşamadığı geçinemediği çocuk yuvası imamı Salih Yılmaz'a 4 çocuğu kışkırtarak, kendisiyle beraber saldırmışlardır. Soruşturma da açılmış, ceza da verilmiştir. Sadece bu olaydan dolayı o idareci orada olmamalıdır. İdareci olamaz. Çünkü psikiyatristlerimize soralım, sosyal çalışmacılarımıza soralım, psikologların hepsine soralım; bu çocukları böyle kullanırsanız psikososyal gelişimlerini çok kötü yönde etkilersiniz. Sağlıklı bir Cumhuriyet vatandaşı yetiştiremezsiniz. Bunu yaptığı tespit edilen ve ceza alan bir idareci hala görevde kalabilir mi? Nitekim yapmaktadır.
Gene Hızırtepe Erkek Yurdu'nda çocuklarımızın arasında kavgalar çıkmıştır. Elbette olur. Ailelerde kardeşler bile kavga eder. Ancak orada kanunsuz her faaliyet, çocuklar açısında da olsa yasalar önüne getirilmeli, araştırılmalı, incelenmeli, çocuklara yasaların ne olduğu kavratılmalıdır. Çocuk bile olsa soruşturma açılmalı mahkeme, eğer suçluysa cezasını vermelidir. Bu kavgaların üstü kapatılmıştır ve sorumlular hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır. Bu arkadaşları yönetici olarak orada tutmak ateşle oynamaktan başka bir şey değildir.
Bir iddia da 74'er adet bağış malzemelerinin kayda girmediği ile ilgilidir. Akıbeti belli değildir. Hem genel müdürlüğümüzün ayırdığı ödeneklerle hem de hayırsever vatandaşlarımızın yaptıkları bağışlarla temin edilen malzeme, kayıtlarla ambara alınır. Yıl içerisinde orta halli bir ailenin demeyeyim, yüksek halli bir ailenin de sunamayacağı kadar malzeme çocuklarımıza sunulur; ama bunların hepsi kayıtlar dahilinde olur. Neden? Herhangi bir hak yenilmesin, devlet zarara uğratılmasın ve çocuklarımız da bu yardımlardan yeteri ve eşit derecede faydalansın diye.
Yaşanan bu olaylar çocuklara nasıl yansıtılıyor? Onlar da mutlaka olumsuz etkileniyordur…
Elbette bunları yaşayan çocuk psikososyal açıdan kesinlikle sağlıklı yetişmemektedir. Çocukların sağlıklı yetişmediğini düşünüyorum. Çok olumsuz etkileniyorlar.
Yetiştirme yurtlarının yanı sıra diğer devlet kurumlarında da bildiğiniz bu tarz vakalar var mı?
Elbette vardır; ama beni ilgilendiren Sosyal Hizmetler kuruluşladır. Çünkü bunları biliyorum. Elbet takip ediyorum; ama bildiğim Sosyal Hizmetler kuruluşladır.
Davayı kazandınız, göreve geri döneceksiniz….
Danıştay 5'nci Dairesi, Van İdare Mahkemesi'nin davamı reddetmesiyle ilgili kararını reddetmiş ve göreve dönmem konusunda karar vermiştir. Ancak Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü zaman kazanmak açısından ve beni göreve döndürmemek bakımından Danıştay'da son itiraz hakkı olan karar düzeltme hakkını kullanmıştır. O da yakın zamanda çözülecek. Karar aşamasında. Göreve geri döneceğim.
‘174 TANE BORNOZUN
KAYBOLMASI ART NİYET İÇERİR'
Bir denetiminde Arifiye Çocuk Yuvası'ndaki olaylarla ilgili genel müdür denetleme defterine not yazıyor; yuvadaki idarecilerin görevlerini gereğiyle yerine getiremediklerini, bir çok eksiğin giderilemediğini bu sebeple personel daire başkanlığına bildirilerek bu yöneticiler hakkında gerekli işlemlerin yapılmasını istiyor; ancak hiçbir işlem yapılmıyor. Hala o yöneticiler oradalar. Gene -gazetede de yer alan- bir personel çocuğunun sosyal hizmetlerdeki kız çocuğumuza yaptığı taciz savcılık oluyor. Personel çocuğunun çocuk yuvasında ne işi var? Olamaz… Olmaması gerekiyor.
Gene basına yansıyan yurtta kalan çocuklara kötü muamele var. Bu mahkemelik oldu. Birkaç personelde tutuklandı. Ancak yöneticilerle ilgili hiçbir işlem yok. Bu kadar skandalın olduğu bir sosyal hizmet kuruluşunda sağlıklı çocuk yetişemez. Ayrıca müfettiş raporundaki bilgilere göre 31 Mart 2008 tarihinde yapılan sayımda 1 sandalye, 7 uyku seti, 7 nevresim takımı, 174 bornoz, 10 halı, 10 VCD, 10 elektrikli ocak, 11 tost makinesi, 2 gardırop, 2 ütü masası, 2 tekli koltuk ve 65 tek kişilik yatağın aralarında bulunduğu 21 kalemde toplam 400 adet malzemenin yapılan denetimlerde eksik olduğu tespit edilmiş.
Teftiş sonucu bu eksik malzeme temin ettirilerek yerine konmuştur. Yani 1 battaniye, 2 battaniye birkaç kaşık kaybolabilir. Buna diyeceğimiz yoktur. Elbette olabilir, bunda bir art niyet aranmaz; ancak 174 tane bornozun kaybolması art niyet içerir. Bu eksik malzeme satın almadan 1.5-2 yıl sonra bir personel tarafından yapılan şikayet sonucu müfettişlerin yaptığı sayımda açığa çıkıyor. Bu ne kadar iyi niyetle bağdaşır? Bağdaşmaz. Ben bunu Sakarya halkının vicdanına bırakıyorum.
Bunların mahkemeye gitmesi ve ağır cezada yargılanması gerekir. Umarım gerekli işlemler yapılıyor. Bir de kamu kuruluşlarında özellikle unvanlı memurlar dediğimiz memurların yerlerine herkes bakamaz. İzinli olduklarında yerlerine valilik yada genel müdürlük onayıyla vekiller atanır, onlar bakar. Fakat bir alayda ambar memurluğunun yerine, hiç ambarla ilgili olmayan ve yetkili olmayan bir personel ambar memuru yerine imza atarak .in TL'lik malzeme alımı yapmıştır. Bu imzayı atan personel de bu imzadaki faturayı onaylayan amir de sorumludur. Daha önce bana yapılan iftiralar ve yasa dışı belgeye dayanmayan isnatlarla ilgili şeyler söylemiştim. Başka personelin de bu tür isnatlara uğradığını düşünüyorum.
Çocuk Yuvası imamı Salih Yılmaz diye bir arkadaşımıza kendilerine uygun istedikleri alamadıklarından dolayı iftira atmışlar. Gerçekten onuruyla oynamışlar. Daha sonra o iftiraya ortaklık eden personelden bir tanesi bunu yöneticilerin zorladığını itiraf ettiği için eşiyle beraber işinden atılmıştır. Yani burada görev yapan il müdürü de dahil sosyal hizmet kuruluşları başındaki bu arkadaşları görevde tutma nedenlerini ben anlayamıyorum yada bundaki ısrarın altında ne var, kimler koruyor? Bunlar basına yansıyanlar. Çok yakın gelecekte görevde olacağım. Dirhem bile olsa yetim hakkı yiyenleri tek tek açığa çıkaracağıma söz veriyorum.
‘İŞTE BU KADAR BECERİKSİZLER'
Bakın kuruluşumuzda bulunan 600 kilo kadar etin kokutulduğu ile ilgili bir gazetenin manşetİ var. Biliyorsunuz bizim kuruluşlarımız hayır kurumlarıdır. O sebeple de hayırsever vatandaşlarımız gerçekten duyarlıdırlar. Kurbanlarını genel olarak sosyal hizmetler kuruluşuna bağışlarlar. Çocuklarımızın ihtiyaçlarını gidermek için gerçekten çok elzem olan yardımlardır. Bu yardımları gözümüz gibi korumamız gerekirken gene yönetici ihmalleri sonucu 600 kilo gram et kokutulmuştur.
Kokutulan etlerin başka bir kuruluşa sahte bir belgeyle gönderildiği tespit edildi. Bir kere bu etin tazmin edilmesi lazım. Bu vatandaşlarımızın bağışı ve çocuklarımızın yiyeceğidir. Bunu size teslim etmişlerse hakkıyla korumanız gerekir. Koruyamıyorsanız bunu ödeyeceksiniz. Bu ödetilmemiştir. Ayrıca uyduruk bir cezayla geçiştirilmiştir. Bu ağır bir ihmaldir. Bu ihmali yapan görevde kalmamalıdır. Hala görevdedir. Yandaş, benim getirdiğim yönetici diyerek korunmaktadır ve bunlar böyle korununca da bize emanet edilen yavrularımız gerçekten zor durumdadır.
Futbolcu Tuncay Şanlı kuruluşu ziyaretinde yüklü bir miktarda spor malzemesi bağışlamıştır. Çocuk sayısı çok azdır; ama Tuncay Şanlı çocuk sayısına göre değil, çocuk sayısının 3-4 katı fazlalığında malzeme bağışlamıştır. Bunlarda ayniyat ve ambar kayıtları olmalıdır. Bu kayıtların olmadığı söylenmektedir. Bunu da bir gazeteden görebilirsiniz. Tabi ihmaller sonucu bu kurumlara ve kuruluşlara teslim edilen çocuklarımız takip edilmelidir. Siz çocuğunuzun dışarıya gittiğinde nerede olduğunu bilirsiniz. Bizim çocuklarımızın da grup anneleri, müdür yardımcıları ve idarecileri vardır.
Bunlar müteselsilen o çocuklardan sorumlulardır. Bir grup sorumlusu çocuğunun hangi saatte hangi okulda olduğunu, hangi saatte çarşıda olduğunu, hangi saatte kuruluşta olduğunu bilmek zorundadır. Görevleri budur. Yönetmelik bunu emreder. 13 yaşındaki bir çocuğumuz oynamak için tren vagonunun üzerine çıkıyor. Bir kere orası oyun alanı değildir. Grup sorumlusu çocuğunu takip etmek zorundadır. Çocuk elektriğe kapılıyor, haberi yok. Çocuğun yat saatinde yurtta olmadığı anlaşılınca fark ediliyor. Bu bir sorumsuzluktur. Bu grup sorumlusu hakkında da ne işlem yapıldığı belli değildir. Bu ellere teslim etmişiz biz çocuklarımızı…
Gene valimizin bir kuruluş denetlemesinde 120 çocuk kaç saatte sayılabilir diyor. Bizim yurtlarımızdaki çocuk sayısı bellidir. İzne giden çocuklarımız nöbet defterinde kayıt altındadır. Okula giden çocuklarımız kayıt altındadır. Aileye izinli verilen çocuklarımız kayıt altındadır. Bakıcı aileye verilen çocuklarımız kayıt altındadır. Bunların kaçar tane olduğu her gün işlenir. Sayın valimiz gece saat 12'de baskın yapıyor. Öbür gün öğlene kadar çocukların nerede olduğu ancak tespit ediliyor. Hatta 6 tanesi tespit edilemiyor. İşte bu kadar beceriksizler…