SRT Yayın Akışı - 25.06.2019

Delfino Cafe’de bir sabah 11 Haziran 2019 - 10:38, Salı


İsmail MÜFTÜOĞLU

Beylerbeyi, beylerin ve hanımefendilerin ikamet ettiği semtin adı… İstanbul Boğazını süsleyen yalıların birçoğu Beylerbeyi’nde bulunur. Boğazda martıların kanat çırparak, motorların peşinde rızkını aradıklarının temaşa edildiği yer…
Necip Fazıl’ın belirttiği gibi; “Boğaz gümüş bir mangal kaynatır serinliği.” Onun için efil efil esen rüzgâr, yüzümüzü okşayarak bizlerden uzaklaşmaktadır.

İnsanlar Beylerbeyi sahilinde nefeslenmek için, sandalyelerin üstünde oturmuş, boğazın güzelliğine hayran hayran bakmaktadırlar. 
Cafe’lerde oturan herkes kendi âleminde, ayrı dünyalarda, belki de geçmiş günlerini elemekle meşguller. Bizler de aynı kervana katılmışçasına Delfino Cafe’de sabah kahvaltımızı yapıyoruz. Demli çayımızı yudumlayıp, arkasından da kahvemizi içiyoruz. Önümüzden gelip geçenler yarınını düşünmek bile istemez bir avarelik içindeler.
Karnı tok olanlar kahkahalarını atabilirken, fakir-fukara da bunlara imrenerek, içinden ah çekmektedir.

Tarihi köy kahvehanesi tarihini mırıldanarak, okkalı kahvesini ve demli çayını müşteriye ikramla, sürümünü artırmak için yoğun bir gayret göstermektedir. 
Beylerbeyi sahilindeki cafe’lerde, görünmez bir rekabet devam etmektedir. Bunlardan ‘Delfino Cafe’ racon kesmektedir.

Envai çeşit ikramlarıyla öncülük yapmaktadır. Gayretli hizmetler verdiği için STK’lardan takdir belgesi almaktadır. Üç katlı olan Delfino Cafe, oyun katı, teras katı ve yemek katı olarak hizmet vermektedir. Temizliğine temiz hizmet sunmaktadır. 
Ancak Beylerbeyi’nin tarihi güzellikleri, maalesef hoyrat eller tarafından yok edilmiş durumdadır. Artık giyim-kuşamlarına dikkat eden eski beyefendiler ve hanımefendiler Beylerbeyi’nde azalmış bulunmaktadır. Zira Beylerbeyi’ne taşradan göç edenlerin kendi kültürlerini yaşama isteği, Beylerbeyi’nin kültürünü, estetiğini dejenere etmiştir.

Yakası dekolteli, mini etekli bayanlar, boynu gümüş ve altın zincirli, kulakları küpeli adamlar, bu halleriyle, Beylerbeyi kültürüne baskı kurmaya çalışmaktadır. 
Onun için bu iki kesim arasında gözle görülmeyen gizli bir rekabet, bütün hızıyla devam etmektedir. O kadar ki, Hamid-i Evvel Camiinde okunan ezana dahi saygısızlık yapılmaktadır.

Dünyevileşmenin envai çeşidi Beylerbeyi’nde sergilenmektedir. 
Biz de bir sabah kahvaltısı münasebetiyle bu manzaraları seyrediyoruz. Eski Beylerbeyi’nin nezaketini, nezahetini ve çelebiliğini arıyoruz.

Hanımların hanımlığından, beylerin efendiliğinden eser kalmadığını, adab-ı muaşerete uyulmadığını gördükçe elem sancıları ile kıvranıp, duruyoruz. 
Gözlerimiz uzaklarda, denizi yararak rızık aramak için yol alan motorlara, seyir halindeki yatlara, tankerlere, gemilere, yolcu motorlarına takılıp, çok uzaklara gidiyoruz.

Dönüşü mümkün olmayan bir hasretle, Beylerbeyi’nin eski hayalini kurarak halimize vahlanıyoruz. 
Nereye gitti sevgili Beylerbeyi?
Nereden geldi hoyrat eller?
Daha neler görecek gözlerimiz?
Beyhude ümitle bekliyoruz, Beylerbeyi’nin eski halini…

Sonuç olarak Cahit Sıtkı Tarancı’nın yazdığı gibi;
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanmadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında. 
Selam doğru yola uyanlara olsun.

Bu yazı toplam 352 defa okundu.
YASAL UYARI:Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.

Sosyal Medya


 

KÖŞE YAZARLARI


Çok Okunanlar

  1. Bugün
  2. Dün
  3. Bu Hafta
  4. Bu Ay

----

E-Posta Listesi

Adınız E-Postanız

Arama


Arşivde Ara


 

Srt Programlarımız

okur