SRT Yayın Akışı - 23.09.2020
Son Dakika

Şehrazat Fısıltısı8 Şubat 2020 - 08:22, Cumartesi


Murat Beyaz

Kalemi “melak” olarak elime aldığımda fark ettim ki; günbegün yıllarca birikmiş şahsıma münhasır değer ifade eden bir hazinenin, içimde-derinlerde imar olmuş bir “şehrin” anahtarı olduğunu gördüm. Hayli geç bir fark ediş olsa da meğer “benim şehrim” ne kadar güzelmiş.

Meğer nasıl da benden habersiz, ağaçlarım meyveye durmuş.

Şehrazat’ın kulağıma fısıldadığı bir masal anlatacağım; şimdiki zamanlı, di’li fakat geçmemiş.

Kaf Dağı’nın ardında, dünyanın en güzel ülkesinde. Taşra bir memlekette MestaN adında bir “evlat” doğdu. Her bir canlının evladı gibi. Bir farkla; doğduğunda 40lı yaşlarına ermiş idi. Günümüzün “zengin ifade lugatı” ile “engelli” yahut “bedensel özürlü” tabir edilen “nitelik”teki “nicelik” ile hayat buldu.

Her nedense, düştü “kendini” anlatma-anlatabilme derdine.

Kah maya çaldı göle, kah göğün kucağından mavi.

Harfler ile oynamaya “merak” sardı. Katarlar sıraladı dağarcığınla sığırcığın kanatlarına pelikan tüyü ile.

Gün geldi işitiverdi. “Koca koca” adamlar Muharrir Mektebi açmışlar ahaliye. Hemi de ders alacağı Usta Muharrir hemşerisi, değme keyfine. Sürterek tekerlerini gidi gidiverdi, yazdırdı adını kütüğe.

Yazdırdı daa, ne fayda…

Heyhat, mektep merdiven illetli mekan.

Geçirdi içinden, sormak gerek kadıya. Mekan mı engelli yoksa ben mi? Düzayak olsaydı mektep. Benim sorunum kalmazdı elbet.

Neyse dedi MestaN,  bakarız dedi önümüzdeki maçlara.

Sene-i devriye ile tekrar açılan derslere, başını vurdu heman. Bu seneki muharrir şair idi üstelik.

Ama nafile.

Baktı ki; tas da aynı hamam da…

Ey dedi MestaN, Muharrir Mektebi senin neyine?

Sana mı kaldı yazmak-çizmek?

Haddine mi ölçmek-biçmek?

“Gücü yetenler” – “dizlerinin bağı çözülmeyenler” ders görecek…

Zor şeyler istiyorsun dedi MestaN zoooor…

“Ayak direten”lerin ne zaman basacak ki “kafası”, o vakit açılacak

sana “Muharrir Mektebi” kapısı…

Maalesef bu üç noktadan sonra mürekkep kalmadı hokkada.

MestaN ermese de muradına, arzu eden buyursun çıksın kerevetine.

Benim dermanım yok, başka sefere…

Not: Gerçekte yaşanmış ve halen farklı mekân ve suretlerde yaşanıyor olan problemin ironisi olan bu çalışma Doğu Dergisi’nin 7. sayısında yer almıştır.

Teker üzerinden selâmlarımla.

Bu yazı toplam 3640 defa okundu.
YASAL UYARI:Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.
KÖŞE YAZARLARI

Sosyal Medya



Çok Okunanlar

  1. Bugün
  2. Dün
  3. Bu Hafta
  4. Bu Ay

E-Posta Listesi

Adınız E-Postanız

Arama


Arşivde Ara


Evren TV Programlar