SRT Yayın Akışı - 19.11.2017

SUUDİ ARABİSTAN: ORTADOĞU SAVAŞININ KRİTİK MERKEZİ13 Kasım 2017 - 14:24, Pazartesi


Feyzullah Turan

Ortadoğu’daki ateş çemberi etki alanını giderek genişletmeye devam ediyor. Coğrafya; mezhep çatışmalarının tetiklediği iç savaşlar ekseninde hızla büyük çöküşe doğru sürükleniyor. Bölgede bağımsız politika güdebilen ülke neredeyse yok gibi. Hepsi siyasi ve ekonomik olarak ipleri Batı’nın eline çoktan vermiş bile.

Son Suudi Arabistan-İran dalaşmasının varacağı nokta, herhalde Ortadoğu’daki umarsız savaşın doğuracağı sonuçlar bakımından en kritik evreyi oluşturacak. Belki de bu bölgede çıkabilecek büyük hareketlilik, İslam dünyasını bir nebze kendine getirebilir fakat mevcut durum inisiyatif almak için ne yazık ki çok geç de olabilir.

Yeryüzünde Müslümanlar açısından kutsal kılınan 3 mabet; Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Haram… Bunlardan; yıllardır İsrail ablukası altında bulunan Mescid-i Aksa’nın durumu ortada. Müslümanların huzurla ibadetlerini yapamadıkları, her an Yahudi askeri dipçiğinin gölgesinde bağımsızlıklarının kısıtlandığı ibretlik acı bir hikâye Mescid-i Aksa. Zulme karşı Müslümanların içine düştüğü derin sessizlik ve gaflette aslında Ortadoğu’nun bugün nasıl kaderine terk edildiğinin kısa özeti mahiyetinde.

Bugün bölgede devam eden iç savaşlar yalnızca bölgeyi ekonomik ve siyasi olarak küresel sermaye tarafından kontrol altında tutmakla da kalmıyor. Yakılan/yıkılan şehirler aynı zamanda bir Medeniyetin/İslam Medeniyetinin de tarihten silinip yok edilmesi hedefini taşıyor. Müslümanlar açısından sembolik mabetler, sanat eserleri, tarihi kalıntılar (hanlar, hamamlar, çeşmeler, binalar v.s) teker teker üstelik İslam adı altında yok ediliyor. Ve çok acıdır ki buna da İslami Terör yaftası yapıştırılıyor. Suriye’ye Irak’a bugün dönüp bir bakın. İslam Medeniyeti ve tarihi adına ne varsa darmaduman edilmiş vaziyette. Bölgede iç savaş adı altında adeta bir etnik/dini/kültürel bir temizlik yapılıyor.

Suudi Arabistan-İran sürtüşmesi ile bölgede yine aynı senaryo devrede. Yine mezhep çatışması temelinde Müslümanlar birbirlerine kırdırılıyor. Uzun süredir devam eden Yemen-Suudi savaşının ekseni Husilerin Riyad’a yolladığı ve Arabistan’ın havada imha ettiği füze hamlesi ile birden bire Suudi-İran gerginliğine dönüştü. Vahhabilerin İran’ı Yemen’e lojistik destekle suçlaması iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiş durumda.

Öte yandan Lübnan Başbakan’ının ülkesinden kaçarak Suudi Arabistan’a sığınarak buradan istifa açıklamasında bulunması ve İsrail’in Lübnan’ı vuracağı iddiaları Suudi Arabistan’ı Ortadoğu savaşının merkezine oturtmayı başarmış gözüküyor.

Tıpkı Mescid-i Aksa gibi İslam’ın kutsal sayılan ve Müslümanların gözbebeği diğer iki mabet; Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi de ne yazık ki sorumsuz Vahhabi yönetimi yüzünden bugün büyük bir tehdidin gölgesinde. Söz konusu mabetlerden biri Allah’ın yeryüzündeki evi, diğeri ise iki cihan serveri Peygamber Efendimiz(s.a.v)’in ebedi istirahatgahı kutsal mekân.

Olayı salt Suudi Arabistan-İran ekseninde değerlendirmeyin. Bugün Arabistan’ın petrol anlaşmalarına, silah satışlarına ve en önemlisi de son dönemde Kral Selman ailesi eliyle ülkede yürütülen üstü kapalı darbeye dikkatlice bakın. Uçak kazası süsüyle katledilen prens ve üst düzey yöneticiler, gözaltına alınan 11 prens ve eski/yeni bakanlar… Klasik saray darbesi

Mayıs ayında Trump’ın seçildikten sonra ilk yurtdışı seyahatini Suudi Arabistan’a yapması, gezide kılıç gösterisi gölgesinde imzalanan tam 110 milyar dolarlık silah anlaşması, Katar ambargosunda Suudi Arabistan’ın durduğu nokta Vahhabilerin siyasi açıdan yönünü İslam coğrafyasından ziyade Batı’ya döndüğünün açık delilleridir. Esasında tarihi dönemlere baktığınızda da Lawrence olayı da alenen kanıtlar ki Suudiler her dönemde siyasetini Batı tandanslı bir yörüngede konumlandırmıştır. Bunun sebebi de İslam’ın hilafetinin kendilerinde olduğunu, diğer Müslüman ülkelerin İslamiyet’i doğru yaşamadığı, mutlak doğrunun kendileri olduğunu düşünmelerinden kaynaklanıyor. Bu düşünce bağlamında Batı ile kurulan ittifaklar da Suudiler açısından bir nevi diğer İslam ülkelerine gözdağı vermek olarak algılanıyor.

Bu tutum aslında bugün Ortadoğu’da yaşanan karışıklıkların ve çatışmaların da temelini oluşturuyor. İslam’ın büyük abisi ve Mekke-Medine’nin hizmetkârı olması gereken Suudi Arabistan maalesef mezhebi temelde Arap ırkını yüceltip kendisini İslam âleminden ayrıştırıyor. Bu hem mezhepçilik hem de ırkçılıktır. Yani dünya üzerindeki en temel iki sorun bugün bizzat Suudi Arabistan tarafından kaşınıyor.

Savaş Mekke kapılarına kadar gelmeden, tanklar Kabe’ye dayanmadan acilen bu sorunun çözülmesi ve herkesin aklını başına alması gerekiyor. Aksi taktirde İslam dünyası çok daha ağır savaşlara, İslam Medeniyeti ise tam bir çöküşe doğru sürüklenecek. 

Bu yazı toplam 136 defa okundu.
YASAL UYARI:Haber portalımız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayınlanmaktadır Yayınlanan fotoğrafların yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, önceden yazılı izin gerektirir. Portalımızda yayınlanan haberler ise, kaynak gösterilmek ve portalımızın ilgili sayfasına link verilmek koşuluyla yeniden yayınlanabilir.

Sosyal Medya


 

 

KÖŞE YAZARLARI


Çok Okunanlar

  1. Bugün
  2. Dün
  3. Bu Hafta
  4. Bu Ay

E-Posta Listesi

Adınız E-Postanız

Arama


Arşivde Ara


 

Srt Programlarımız